8 Mayıs 2010 Cumartesi

Problem Çocuk Cafer


Beybaba oturmuş bulmaca çözüyor, hanımannem ise komşuyla beraber dolma dolduruyor. Bense buradayım işte. Herşey çok normal görünüyor değil mi?
Bundan tam onbeş sene önceye döndüm. Henüz 7-8 yaşlarındayım. Buraya taşınalı 1-2 sene olmuştu, burası nere diye merak ettiyseniz söyleyeyim, burası burası ve burası aslında her yer.
Mahallede yeni çocuğuz ya iktidar savaşının tam ortasına düşmüşüm, eski mahallemde bitirim, tuttuğumu koparan, bomba gibi bir çocuktum. Burada ise bu mevkiiye gelmek biraz zamanımı alacaktı. İtler, çakallar, sırtlanlar arasına düşmüştüm. Tam bir kurtlar sofrası, allahım yardım et sen bu kuluna.
Aslında herşey adını bile anmak istemediğim bir eşşek kafalının bana taktığı bir lakapla başladı. İşin kötüsü herif lakabı taktı, hemen rağbet tavan yaptı. Herkes tarafından kabul gören genelgeçer bir lakabım vardı artık. İsmimi öldürdüler, adım yok benim, lakabım: ARAP.  Ya arap aşağı arap yukarı, lan diyorsun yok, aman diyorsun yok, höt göt derken olmayacağını anladım. Artık kabullenmek durumundaydım. Yaşayarak öğrenmiştim ki takılan lakaba kızarsan o daha çok yapılır çünkü sinir bozmak, kızdırmak için yapılan birşey bu. Sinirlenmezsen yapmazlar. Öyle de yaptım. Bir kere bir tanesi dedi ki 'sen kızmıyor musun arap deyince?' 'Yok, kızmıyorum' dedim. O zaman ben de sana arap diyeyim bundan sonra dedi. Karadeniz'e kıyımız olan tek toprağı da çakallara verdik. Karadeniz artık bir çakal gölü.
Hemen birşeyler yapmalıydım. Düşündüm, düşündüm, düşündüm. Aklıma eski mahalledeki halim geldi. Nasıldım orada, neden bana arap denilmiyordu. Çünkü ben o mahallenin psikopatıydım. Diyemezlerdi. E o zaman bu mahallenin de psikopatı olsaydım. Ya bu mahallede benden çok vardıysa, ben de 'beni mi buldun şimdi çok işim var' deyip çıkardım oyundan Rober Hatemo ezgileriyle.
Sabah kalktım, annemin direktifi doğrultusunda ekmek almak için bakkala doğru yola çıktım. Bizim sokaklar dardır, tam bakkala doğru inerken eşşek kafalıyı gördüm. 'Naber lan arap' der demez kafayı koydum burnuna. Burnu, üstü başı kan içinde. Bağırmaya başladı bu. Küfrediyor, ortalığı ayağa kaldırıyor. Gayet soğukkanlı biçimde birkaç tekme de poposuna attıktan sonra hiç birşey olmamış gibi bakkala gitti, İki ekmek aldım, eve doğru yola çıktım. Bizim eşşek kafalının annesi gelmiş. 'Olum niye vurdun arkadaşına, bak ne hale getirmişsin' dedi. 'onu bana arap demeden önce düşünecekti' dedim. Annesi üzerime yürüdü, son gaz eve doğru kaçtım. Ekmeği kapıya bırakıp anneme seslendim, durumu kısaca özetledikten sonra izimi kaybettirip akşama kadar olayın etkisinin geçmesini bekleyecektim. Peki bu sırada boş mu duracaktım, durmasydım iyiydi ya, birisi arap derse elimden birşey gelmezdi, bananeydi, herkes lafını, sözünü bilsindi.
Okula doğru çıkayım belki maç yapanlar vardır diye düşündüm. O zamanlar okulların kapısı açıktı, istediğimiz zaman maç yapabiliyorduk. Üç kişi 9 aylık oynuyorlardı, Bir tanesini tanıyordum sanki. Bizim eşşek kafalının arkadaşı olabilirdi. Oynamamı da o kabul etti, zaten top da onunmuş, o ne dersee oydu artık. Baştan sektirelim topu dedim, topun sahibi yok dedi kaleye sen geç. E mecburdum artık top onundu. 1-2-3-4-5-6-7-8-9 aylık oldum anne çıktım. Hiç kaleden çıkmadan doğrudan anne olmuştum. Hepsinden öte biri 'anne süt ver, anne meme', diğeri 'karıcım yıkan da gel', şöyle yap böyle yap derken birden 'noluyor lan bunlara' dedim. 'Ben psikopatım.' En çok çığırtkanlığı yapan top sahibine tekme tokat daldım. Bu sefer biraz dikkatli olmalıydım. Kansız halletmeliydim bu işi. Mahalle baskısını hisseder gibi oluyordum. Diğerleri de bana saldıracaklardı ki 'sakın ha, anam avradım olsun yakarım lan hepinizi!' diye bağırdım. Elimde bıçak olmadan hayali bıçağımı salladım, işe yaradı hamdolsun. Bir zafer daha kazanmıştım. Bir süre daha sokaklarda başıboş dolaştıktan sonra annemin beni merak edeceği aklıma geldi. Annemi severdim ve meraklandırmak istemezdim, saat de bayağı ilerlemişti. Doğruca evin yolunu tuttum. Eve giderken eşşek kafalının evinin önünden geçtim, baktım herşey normal.
Bizim kapının zilini çaldım, annem kapıyı açtı, elinde oklavası vardı. Ben de hemen son kozumu oynadım ve rum mezarlığından topladığım papatyaları ona uzattım. Yüzündeki sinirli ifade gittikçe yumuşuyordu. 'Gel benim psikopat oğlum, gel' dedi, hafif müstehzi bir şekilde.
Holü geçtim, salona girerken babamın evde olduğunu farkettim. Babam hiç aklıma gelmemişti.
Şimdi yanımda uysalca bulmaca çözen bu adam benim babam ve bulmaca çözmek yaptığı en iyi iş değil maalesef. Son olarak gururla söylüyorum ki ben, bu üvey babamın oğluyum. Hikayemi az çok biliyorsunuz zaten.


                                                                                                                                                    Cafer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder