4 Mayıs 2010 Salı

ÖLMEDEN MEZARA KOYDULAR BENİ
















(isimsiz mis gibi mezar taşı ipi de var)

DÜELLO

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada


Cemal Süreya'nın en sevdiğim şiirlerinden biridir.Bir yaşanmışlığın ürünü olduğunu belli eder ayan beyan.Ancak ben şiirin son kısmını -daha da acısı kılıcın elinde alnında bir tutam güneş kalakalıyorsun ortada-bir başka severim ki Cemal Süreya okurken sıkça başıma gelen bir durumdur bu; şiirin bütünlüğünden uzaklaşıp içindeki bir deyişe, bir acayipliğe takılıp kalmak.İkinci Yeni şiirinin resimle arasında sıkı bir ilişki vardır.Bu dönem şairlerinin şiirlerini okurken kafanızda bir görüntü canlanır.Bu son kısım için benim, kafamda canlandırdığım görüntüde;ihtiyar bir adam zamandan ve mekandan uzak, güneşin ısıtmayıp sadece aydınlattığı bir yerde elinde kılıcıyla, neden ve niçin orda bulunduğunu bilmeden beklemektedir. Burda -şiirin bütününün hissettirdiği duygudan bağımsız- bir gün herşeyi unutacağım fikrine kapılıveririm.
Küçükken mezar taşlarındaki isimleri okumanın unutkanlığa sebebiyet vermesi gibi bir hurafe duymuştum ve aklım çıkmıştı.Çocuk aklımla o ana kadar unuttuğum her şeyi bu isimleri okumama bağladım.Unuttuklarımı geri kazanmak ve artık hiçbir şeyi unutmamak adına sabahları aç karına bala, pekmeze abandım.Şifalı bitkiler kitaplarında 'unutmak hastalığı'na deva olan otların isimlerini birbir ezberledim.Bunları yapıyordum fakat bir mezarlığa girdiğimde aklımın bana yasakladığı 'mezar taşlarındaki isimleri okuma' kuralını çiğnemek -artık bunun bir yasak olmasıyla ilgili- bana daha bir cazip geliyordu.Okuyordum ve akabinde unutuyordum.Okuduğum her Ali oğlu Ahmet her Ahmet kızı Fatma ismi hafızamdan birşeyler çalıyordu.Engel olamıyordum.
Birkaç sene sonra bunun bir hurafe olduğunu öğrendim, daha doğrusu hurafenin ne demek olduğunu.Fakat birşeyleri unutmaya devam ediyordum.Kısa süreli belleğim gayet iyi çalışırken, uzun süreli belleğim yiyip, içip yatıyordu.Sözgelimi telefon rehberinden bir numaraya baktıktan sonra aynı numarayı noksansız çevirip aradığım kişiye ulaşabiliyordum.Bu kısa süreli belleğimin işiydi.Ancak uzun süreli belleğimin işini yapmaması üzerine ben, artık onun yapması gereken izlediğim filmlere ait görüntüleri, okuduğum kitaplarla ilgili bilgileri hatırlamak (örneklere dikkat) gibi işleri de kısa süreli belleğimin sırtına yükledim.Üvey evladım gibi olmuştu kısa süreli bellek ve gel zaman git zaman hırpalandı o da, elden ayaktan düştü.Yıllar sonra bugün anahtarlarımı koyduğum yerde bulamıyorum çünkü aradığım yer onları koyduğum yer olmuyor çoğu kez.Ben de ihtiyacım olan her şeyi ceplerimde taşıyorum.Bu durum ceplerimde ciddi bir kargaşa yaratsa da işe yarıyor.
Yaşadığım onca şeye rağmen şunu söyleyebilirim ki; hafızamın zayıflığı nedeniyle ben deneyimsiz bir adamım.Aklımda kalan son bilgi ve hatıra kırıntıları da yitip gidecek diye ödüm kopuyor ve buradan yetkililere sesleniyorum:Mezar taşlarının üzerine artık isim yazılmasın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder